Tartessos: İberya’nın Kayıp Krallığı
İspanya'nın güneybatısında, MÖ 1. binyılda maden zenginliği ve Fenike ticaretiyle bilinen efsanevi liman kenti.
GİRİŞ Antik dünyanın batı sınırında, Akdeniz’in Atlantik Okyanusu’na açıldığı yerde bir ülke vardı. Yunan denizciler buradan olağanüstü zenginliklerle dönüyor, Fenikeli tüccarlar bölgenin madenlerine ve limanlarına ulaşıyor, antik yazarlar ise gümüşü, hükümdarları ve uzaklığıyla neredeyse efsanevi bir ülkeyi anlatıyordu. Adı Tartessos idi. Ancak Tartessos’un hikâyesini sıra dışı yapan yalnızca zenginliği değildir. Antik kaynaklarda önemli bir krallık ve ticaret merkezi olarak ortaya çıkan Tartessos’un başkentinin nerede olduğu bugün hâlâ kesin olarak bilinmemektedir. Onu yöneten krallardan yalnızca birkaç isim kalmış, dili tam anlamıyla çözülememiş, siyasal yapısının sınırları belirlenememiş ve en parlak döneminden yalnızca birkaç kuşak sonra klasik kaynaklardaki görünürlüğü büyük ölçüde sona ermiştir. Arkeoloji ise hikâyeyi daha da karmaşık hâle getirmiştir. Çünkü bugün Tartessos denildiğinde karşımızda yalnızca kayıp bir şehir değil; güneybatı İberya’da yerli topluluklar ile Fenikelilerin yüzyıllarca süren teması sonucunda oluşmuş, Akdeniz ile Atlantik dünyalarını birbirine bağlayan geniş ve son derece karmaşık bir kültürel alan bulunmaktadır. Modern araştırmalar bu nedenle Tartessos’u tek bir “kayıp krallık”tan ziyade, Aşağı Guadalquivir ve çevresinde gelişen siyasal, ekonomik ve kültürel bir dünya olarak değerlendirmeye giderek daha fazla ağırlık vermektedir. Dünyanın Sonundaki Ülke Tartessos hakkındaki en etkileyici bilgilerden bazıları MÖ 5. yüzyılda yaşamış tarihçi Herodotos tarafından aktarılır. Onun anlatısında Tartessos, Yunan dünyasının sıradan bir komşusu değildir. Cebelitarık Boğazı’nın, yani antik dünyanın “Herakles Sütunları”nın ötesinde bulunan son derece uzak fakat zengin bir ülkedir. Herodotos'un aktardığı ilk hikâyenin merkezinde Foçalı denizciler vardır. Foçalılar uzun deniz yolculuklarına çıkan ilk Yunan toplulukları arasında gösterilir ve Adriyatik, Etruria, İberya ve Tartessos'a kadar ulaştıkları anlatılır. Tartessos'a geldiklerinde Arganthonios adlı hükümdarla dostluk kurarlar. Herodotos, onun Tartessos'u seksen yıl yönettiğini ve 120 yıl yaşadığını aktarır. Bu rakamların tarihsel gerçekliğini doğrulamak mümkün değildir; uzun ömür motifi hükümdarın daha antik çağda efsanevi bir kişiliğe dönüşmüş olabileceğini düşündürmektedir. Ancak anlatının siyasi içeriği dikkat çekicidir. Arganthonios'un Foçalılara ülkesinde yerleşmeyi teklif ettiği, bunu kabul etmeyince de yükselen Pers tehdidine karşı kendi kentlerini tahkim edebilmeleri için büyük miktarda para verdiği söylenir. Başka bir deyişle Herodotos'un dünyasında Tartessos, yalnızca maden çıkarılan uzak bir bölge değil; yabancı devletlerle diplomatik ilişki kurabilen, zengin ve hükümdarı olan örgütlü bir siyasi güçtür. Herodotos'un diğer anlatısı daha da çarpıcıdır. Samoslu tüccar Kolaios'un gemisi Mısır'a doğru giderken rüzgâr tarafından rotasından çıkarılır ve Herakles Sütunları'nı aşarak Tartessos'a sürüklenir. Herodotos burayı o dönemde Yunan tüccarlar için henüz yoğun biçimde kullanılmamış bir pazar olarak tanımlar. Kolaios ve adamları öylesine büyük bir kazançla dönerler ki, kârlarının onda birinden altı talent ayırarak Samos'taki Hera Tapınağı'na büyük bir bronz adak yaptırırlar. Bu hikâyelerin ne kadarının edebî süsleme içerdiğini bilmek mümkün değildir. Fakat arkeoloji, öykülerin arkasındaki temel gerçeği doğrulamaktadır: Güneybatı İberya gerçekten de dönemin Akdeniz dünyasını kendisine çeken son derece önemli bir ticaret bölgesiydi. Tartessos Tam Olarak Neredeydi? İşte Tartessos'un en büyük bilmecelerinden biri burada başlar. Antik metinlerde Tartessos kimi zaman bir kent, kimi zaman bir bölge, kimi zaman nehir, kimi zaman da siyasi bir yapı gibi görünür. Modern arkeolojide ise Tartessos'un çekirdek bölgesi genellikle bugünkü Huelva, Sevilla ve Cádiz çevresi ile Aşağı Guadalquivir havzasına yerleştirilir. Sorun, antik çağdaki kıyı şeridinin bugünkünden oldukça farklı olmasıdır. Guadalquivir'in denize ulaştığı bölgede geniş haliçler, adalar, lagünler ve bataklıklar bulunuyordu. Binlerce yıllık tortulaşma, nehir hareketleri ve kıyı değişimleri antik coğrafyanın önemli bir bölümünü dönüştürdü. Bu nedenle antik yazarların “ada”, “göl”, “nehir ağzı” veya “liman” diye tarif ettiği yerler bugün karanın kilometrelerce içerisinde kalabiliyor. Bu konu, Avienus'un Ora Maritima adlı eseri nedeniyle özellikle önemlidir. Avienus MS 4. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen şiirinde kullandığı coğrafi bilgilerin bir bölümünün çok daha eski denizcilik kaynaklarına, muhtemelen MÖ 6. yüzyıla kadar uzanan geleneklere dayanabileceği düşünülmektedir. 2024 yılında Juan J. R. Villarías-Robles, Antonio Rodríguez-Ramírez, José Antonio López-Sáez, Sebastián Celestino-Pérez ve Ángel León tarafından yayımlanan çalışma, Ora Maritima 'daki tarifleri modern jeomorfoloji ve paleoçevre araştırmalarıyla yeniden karşılaştırdı. Araştırmacılar Tartessos kentinin günümüzde La Algaida olarak bilinen bölgede bulunmuş olabileceğini; buranın MÖ 1. binyılda bir ada niteliğinde olduğunu ileri sürdüler. Fakat burada kritik bir ayrım yapılmalıdır: Tartessos şehri bulunmuş değildir. La Algaida modeli günümüzde ciddi biçimde tartışılabilecek bir bilimsel hipotezdir fakat makalenin kendisi de hipotezin arkeolojik ve jeofizik çalışmalarla sınanması gerektiğini kabul eder. Dolayısıyla “Tartessos'un kayıp başkenti bulundu” şeklindeki popüler ifadeler bilimsel durumun önüne geçmektedir. Tartessos'un gizemi tam da burada yaşamaya devam eder: Antik yazarlar bir merkezden söz etmiş olabilirler fakat bu merkezin kalıntıları bugün kesin biçimde teşhis edilmiş değildir. Modern araştırmacılar da bu nedenle enerjilerini yalnızca kayıp başkenti bulmaya değil, bütün Tartessos dünyasının nasıl işlediğini anlamaya yöneltmektedir. Gümüş, Madenler ve Bir Ticaret İmparatorluğu Tartessos'un zenginliğinin ardındaki temel unsurlardan biri İberya'nın olağanüstü maden kaynaklarıydı. Güneybatı İspanya; gümüş, bakır, kurşun ve diğer madenler açısından Akdeniz dünyasının en dikkat çekici bölgelerinden biriydi. Ancak Tartessos'u yalnızca bir “maden krallığı” olarak görmek eksik kalır. Huelva'nın iki ulaşılabilir nehrin oluşturduğu haliç üzerindeki konumu, yakınındaki maden bölgelerine erişimi ve Portekiz Atlantik kıyılarına uzanan güzergâhlarla bağlantısı burayı doğal bir ticaret merkezi hâline getiriyordu. Huelva'daki buluntular, Fenike ticaretinin MÖ 9. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanabileceğine işaret etmektedir. Aynı arkeolojik tabakalarda Fenike dünyasının yanı sıra Kıbrıs, Yunanistan, Etrüsk ve Sardinya bağlantılarını gösteren malzemeler bulunması, bölgenin tek yönlü bir ticaret kolonisi olmadığını ortaya koyar. Metalürji kalıntıları, cüruflar, aletler, fildişi ve çeşitli zanaat üretimlerinin izleri de ticaret merkezlerinde yalnızca geçici olarak uğrayan denizcilerin değil, sürekli yaşayan zanaatkâr ve tüccar topluluklarının bulunduğunu düşündürmektedir. Dahası Fenikelilerin yalnızca metallere ilgi gösterdiği fikri de günümüzde terk edilmektedir. Tarımsal ürünler, hayvancılık, kereste ve diğer kaynaklar Batı Akdeniz ticaretinin önemli parçalarıydı. Bu nedenle Tartessos'un zenginliği, tek bir gümüş madeninden değil; Atlantik ile Akdeniz arasında oluşmuş geniş bir ekonomik ağdan kaynaklanmış görünmektedir. Fenikeliler Tartessos'u mu Yarattı? Tartessos araştırmalarının en büyük tartışmalarından biri budur. Eski modellerde hikâye oldukça basit anlatılıyordu: Doğudan gelişmiş Fenikeliler geldi, yerli halklarla ticaret yaptı ve onların kültürünü “medenileştirdi”. Modern arkeoloji bu şemayı büyük ölçüde yetersiz bulmaktadır. Fenike etkisi tartışılmaz derecede büyüktür. MÖ 8. yüzyıldan itibaren dinî sembollerde, mimaride, metal işçiliğinde, mezar uygulamalarında ve ticaret sisteminde Doğu Akdeniz kökenli unsurlar belirginleşir. Fakat bunların tamamını basit bir kültürel taklit olarak açıklamak mümkün değildir. María Belén Deamos'un değerlendirdiği arkeolojik veriler, Fenikeliler ile yerli toplulukların bazı merkezlerde uzun süre yan yana yaşamış olabileceğini; tüccarların yanı sıra zanaatkârlar, çiftçiler ve başka grupların da bölgeye yerleşmiş olabileceğini göstermektedir. Sonuçta ortaya çıkan kültür ne tamamen Fenikeli ne de eski yerli geleneğin değişmeden devamıdır. Daha çok iki dünyanın birbirine karıştığı hibrit bir toplumsal alan söz konusudur. Bu nedenle günümüzde “Tartessos kimdi?” sorusuna basit bir etnik cevap vermek zordur. Tartessos, muhtemelen farklı yerli toplulukların, Fenikeli göçmenlerin ve Akdeniz'in başka bölgelerinden gelen insanların ticaret, evlilik, din, siyaset ve gündelik yaşam üzerinden birbirleriyle kaynaştıkları bir coğrafyaydı. Colonial Encounters in Ancient Iberia bu nedenle Tartessos'u tek tip bir kültür değil, Cádiz'den Guadalquivir'in iç kesimlerine kadar uzanan ve yerli-Fenike unsurlarının farklı oranlarda birleştiği karmaşık bir bölge olarak ele alır. Tanrıların ve Tüccarların Aynı Yolları Tartessos dünyasında ticaret ile din birbirinden tamamen ayrı değildi. Guadalquivir ağzındaki ticaret güzergâhlarında ortaya çıkarılan kutsal alanlar, denizcilerin yolculuklarının güvenliği, ticari anlaşmalar ve malların dolaşımı ile dinî kurumlar arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Coria del Río'da kazılan yapılarda MÖ 8–6. yüzyıllar arasında üst üste inşa edilmiş kutsal alanlar tespit edilmiştir. Bunlardan birinde boğa postunu andıran biçimde yapılmış bir sunak, Mısır kökenli skarabeler, boyalı devekuşu yumurtası parçaları ve sığır boynuzları bulunmuştur. Araştırmacılar sunağı Baal kültüyle ilişkilendirmektedir. Yapının konumu da dikkat çekicidir: hem deniz ve nehir ulaşımı için bir işaret noktası oluşturuyor hem de iç bölgelere giden ticaret yollarının kontrol edilmesine imkân sağlıyordu. Yakındaki El Carambolo ise Tartessos araştırmalarının en ünlü merkezlerinden biridir. 1958'de burada olağanüstü altın eserlerden oluşan bir hazine keşfedildi. Daha sonraki kazılar alanın basit bir yerli yerleşim olarak yorumlanamayacağını gösterdi; kutsal alan ihtimali ve Fenike bağlantıları giderek önem kazandı. Bölgede bulunan oturur durumdaki Astarte heykelciği de tartışmayı güçlendirdi. Bütün bunlar Tartessos'un yalnızca maden çıkaran zengin bir toplumdan ibaret olmadığını; ticaret yollarını, kutsal alanları ve siyasi gücü birbiriyle ilişkilendiren karmaşık bir sistem oluşturduğunu gösterir. Tartessos'un Unutulmuş Dili Bir uygarlığı tanımanın en güçlü yollarından biri kendi sesini duymaktır. Tartessos konusunda sahip olmadığımız şey ise tam olarak budur. Güneybatı İberya'da kullanılan ve çoğu zaman Tartessos yazısı veya Güneybatı yazısı olarak adlandırılan sistem, İber Yarımadası'nın en eski yerli yazı geleneklerinden biridir. Fenike alfabesinin etkisi altında gelişmiş olduğu kabul edilmektedir. Yazıtlar güney Portekiz'den Extremadura'ya ve Guadalquivir çevresine kadar oldukça geniş bir alanda bulunmuştur. Yazının temel işaretlerinin önemli bir kısmı okunabilse de bu, dili anladığımız anlamına gelmez. Bir metnin seslerini yaklaşık olarak okuyabilmek ile kelimelerin ne anlama geldiğini bilmek aynı şey değildir. Türkçe literatürde Erkan Yurtaydın'ın da belirttiği gibi eldeki örneklerin önemli bölümü MÖ 7–5. yüzyıllara tarihlenir ve kullanılan sistem alfabetik işaretlerle hece işaretlerini bir araya getirir. Metinlerin anlamı ve dilin sınıflandırılması konusunda ciddi belirsizlikler devam etmektedir. Dolayısıyla bize yüzlerce yıl uzaktan ulaşan Tartessos insanlarının yazıları vardır fakat onların anlattığı hikâyeyi henüz tam anlamıyla okuyamıyoruz. Bu durum Tartessos'un kayıp dünyası hissini güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Casas del Turuñuelo: Toprağın Altında Dondurulmuş Bir Tören Tartessos araştırmalarının son yıllardaki en sansasyonel fakat tamamen gerçek arkeolojik keşiflerinden biri Casas del Turuñuelo 'dur. Badajoz yakınlarındaki Guareña'da bulunan yapı, olağanüstü korunma koşulları nedeniyle MÖ 5. yüzyılın dünyasından adeta dondurulmuş bir sahne sunmaktadır. Yapının avlusunda araştırmacılar devasa bir hayvan kurbanı tabakası ortay