Nanking Katliamı (1937-1938)
Aralık 1937'de Japon ordusunun Nanking'de altı hafta boyunca on binlerce sivil ve askeri katlettiği, toplu tecavüz ve yağmayla vahşet boyutuna ulaşan savaş suçu.
Genel bakış Nanking Katliamı, İkinci Çin-Japon Savaşı'nın en ağır savaş suçları arasında kabul edilir. Olay tek bir günde gerçekleşmiş, tek merkezden yürütülen bir idam operasyonundan ibaret değildi. Şehrin düşüşü sırasında ve sonrasında farklı Japon birlikleri tarafından gerçekleştirilen, birbirine eklenen çok sayıda suçtan oluşuyordu. Teslim olan veya savaşma imkânını kaybeden askerlerin topluca öldürülmesi; sivil erkeklerin “üniformasını çıkarmış asker” oldukları iddiasıyla götürülmesi; kadınların ve kız çocuklarının evlerden, sokaklardan ve sığınaklardan kaçırılması; evlerin, dükkânların ve kamu binalarının yağmalanması; bazı mahallelerin yakılması bu suçların başlıca biçimleriydi. Olayların ölçeğini belirlemek zordur. Bunun başlıca nedeni, “Nanking” denildiğinde hangi coğrafyanın ve hangi zaman aralığının kastedildiğinin araştırmacıdan araştırmacıya değişmesidir. Yalnız sur içindeki sivilleri sayan bir çalışma ile şehir çevresindeki infaz alanlarını, Yangtze Nehri kıyısını, savaş esirlerini ve Nanking'e ilerleyen birliklerin güzergâhındaki katliamları hesaba katan bir çalışma aynı sonuca ulaşmaz. Cesetlerin yakılması veya nehre atılması, defin kayıtlarının eksiklikleri ve aynı ölümün birden fazla listede yer alabilmesi de hesaplamayı zorlaştırır. Buna rağmen, katliamın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda ciddi tarihçilikte bir belirsizlik yoktur. Japon askerî birliklerine ait savaş raporları ve günlükler, Çinli ve yabancı tanıkların kayıtları, defin ve hasar araştırmaları, diplomatik yazışmalar ve savaş sonrası mahkemelerde sunulan belgeler kitlesel suçların varlığını doğrular. Tartışma esas olarak toplam can kaybının nasıl hesaplanacağı, suçların zaman ve mekân sınırlarının nerede çizileceği ve farklı komuta kademelerinin sorumluluğunun nasıl paylaştırılacağı üzerindedir. Olay İngilizce kaynaklarda uzun süre Rape of Nanking adıyla anıldı. Buradaki “rape” sözcüğü hem şehirdeki yaygın tecavüzleri hem de Nanking'in bütünüyle yağmalanıp tahrip edilmesini anlatan mecazi bir anlam taşıyordu. Günümüzde Nanking Massacre , Nanjing Massacre ve Nanking Atrocity adları da kullanılır. Türkçede en yaygın karşılık Nanking Katliamı dır. Adlandırmadaki farklılıklar kadar, olayın zaman ve mekân bakımından nerede başlayıp bittiği de tarih yazımının temel meselelerinden biridir. “Katliam” kavramının kapsamı konusunda üç temel yaklaşım görülür: Dar kapsam: 13 Aralık 1937'den sonraki yaklaşık altı hafta, Nanking surları ve hemen çevresi. Orta kapsam: Şehir, banliyöler, Yangtze kıyısı, Mufushan gibi yakın infaz alanları ve Nanking Özel İdare Bölgesi. Geniş kapsam: Japon birliklerinin Şanghay'dan Nanking'e ilerlerken gerçekleştirdiği öldürme, tecavüz, yağma ve kundaklamalar da dâhil olmak üzere Aralık 1937 öncesinden 1938'in ilk aylarına uzanan bölgesel şiddet. Fujiwara Akira, olayın sınırlarını 1 Aralık 1937 ile 5 Ocak 1938 arasında ve Nanking'e ilerleyen iki Japon ordusunun buluştuğu hat ile Yangtze'nin iki yakasını kapsayacak şekilde çizer. Başka araştırmacılar daha kısa veya daha uzun dönemler kullanır. Dolayısıyla farklı sayılar her zaman birbirini doğrudan çürütmez; kimi zaman farklı olay kümelerini ölçer. Savaşın Nanking'e uzanması Japonya'nın Çin üzerindeki askerî baskısı 1937'de başlamadı. Japon ordusu 1931'de Mançurya'yı işgal etmiş ve burada Mançukuo adlı bağımlı bir yönetim kurmuştu. 7 Temmuz 1937'de Pekin yakınındaki Marco Polo Köprüsü'nde yaşanan çatışma ise sınırlı bir askerî olay olmaktan çıkarılarak geniş çaplı savaşa dönüştürüldü. Japon hükûmeti ve genelkurmayı bölgeye yeni birlikler gönderirken Çin'de Japon saldırganlığına karşı milliyetçi direniş güçlendi. Savaş Ağustos 1937'de Şanghay'a yayıldı. Çin yönetimi, uluslararası ilginin yüksek olduğu bu büyük liman kentini savunarak Japon ilerleyişini durdurmayı ve dış destek kazanmayı amaçladı. Yaklaşık üç ay süren Şanghay Muharebesi her iki taraf için de ağır kayıplara yol açtı. Japon ordusu hızlı bir zafer beklerken binlerce askerini kaybetti; birlikler yıprandı, takviye ihtiyacı doğdu ve savaşın kısa sürede bitirilemeyeceği anlaşıldı. Şanghay'daki Çin savunması Kasım 1937'de kırıldığında Çin birlikleri batıya, Nanking yönüne çekildi. Japon merkezî komutanlığı başlangıçta Nanking'e derhâl saldırmayı planlamamıştı. Şanghay Sefer Ordusu'nun görevi Şanghay çevresindeki Çin kuvvetlerini yenmek ve Japon vatandaşlarını korumakla sınırlandırılmıştı. Ancak sahadaki komutanlar geri çekilen Çin ordusunu takip ederek başkente ulaşmak istedi. Nanking'e saldırı için resmî emir 1 Aralık'ta verildi; bazı birlikler bu tarihten önce belirlenen durma hatlarını aşmıştı. İlerleyişin düzensizliği sonraki suçların zeminini hazırladı. Japon ordusu Nanking'e uzun bir harekât için yeterli ikmal ve destek birlikleriyle gönderilmemişti. Hızlı yürüyüş yapan birlikler yiyecek ve malzeme ihtiyaçlarını sık sık yerel halktan zorla karşıladı. Disiplin sorunları, Çinlilere yönelik ırkçı ve aşağılayıcı tutumlar, savaş hukukunun uygulanmaması ve çok az sayıdaki askerî polisin yüz binlerce askeri denetleyememesi şiddeti kolaylaştırdı. Nanking'e giden güzergâhtaki kasaba ve köylerde yağma, kundaklama, tecavüz ve öldürme olayları görüldü. Başkentin düşüşü ve katliamın başlaması Kuşatma, geri çekilme ve işgal Nanking 1928'den beri Çin Cumhuriyeti'nin başkentiydi. Japon ordusu yaklaştıkça hükûmet kurumları, yabancı elçiliklerin büyük bölümü, varlıklı aileler ve şehirden ayrılma imkânı bulan siviller iç bölgelere çekildi. Şehirde kalanların önemli kısmını ulaşım ve barınma masraflarını karşılayamayan yoksullar oluşturuyordu. Kaynaklar, savaş öncesinde bir milyona yaklaşan nüfusun saldırı arifesinde yaklaşık 200.000-250.000 kişiye düştüğünü belirtir; bazı çağdaş tahminler daha düşüktür. Çinli komutan Tang Shengzhi, Nanking'in sonuna kadar savunulacağını ilan etti. Şehir kapılarının kapatılması, ulaşım araçlarının denetim altına alınması ve bazı bölgelerde askerî amaçlarla binaların yakılması, hem askerlerin hem de sivillerin çıkışını zorlaştırdı. Japon birlikleri şehri doğudan ve güneyden kuşatırken nehir üzerindeki Japon donanması ve Yangtze'nin karşı kıyısına geçen birlikler kuzeye kaçış yollarını da tehdit etti. Japon komutanlığı 9 Aralık'ta teslim çağrısı yaptı. Uluslararası Komite üyeleri de şehrin savaşılmadan devri için ateşkes sağlamaya çalıştı. Tang, bazı aşamalarda bu girişimlere olumlu yaklaşsa da Chiang Kai-shek'in onayı alınamadı. 12 Aralık akşamı geri çekilme emri verildiğinde düzenli bir tahliye planı yoktu. Tang ve karargâhı Yangtze'yi geçerken emir-komuta zinciri çöktü. On binlerce Çin askeri Yijiang Kapısı ve Xiaguan rıhtımı yönünde kaçmaya çalıştı. Kapılarda izdiham yaşandı; nehirde yeterli tekne yoktu. Bazı askerler üniformalarını çıkarıp sivil kıyafet bulmaya çalıştı, bazıları silahlarını bırakarak teslim oldu, bazıları yüzerek veya derme çatma araçlarla karşı kıyıya geçmeye çalıştı. Japon birlikleri 13 Aralık'ın ilk saatlerinde Nanking'e girdi. Şehir içindeki örgütlü Çin direnişi büyük ölçüde sona ermişti, fakat bu durum teslim olanların güvenliğini sağlamadı. Savaş esirleri ve sivillere yönelik suçlar Katliamın en büyük ölüm gruplarından birini savaş esirleri ve savaşma kapasitesini kaybetmiş askerler oluşturdu. Japon birlik raporlarında binlerce esirin “tasfiye edildiği”, “ortadan kaldırıldığı” veya “işinin bitirildiği” anlamına gelen ifadeler yer alır. Örneğin 33. Alay'ın raporunda 13 Aralık'ta alınan 3.096 esirin öldürüldüğü belirtilir. Başka bir birlik kaydı, 328 esirin vurularak öldürüldüğünü yazar. Bu belgeler, infazların yalnızca birkaç askerin anlık öfkesinden değil, en azından bazı birliklerde emir ve planlama yoluyla gerçekleştirildiğini gösterir. Mufushan yakınındaki olaylar bu infazların en çok incelenen örneklerindendir. 13. Tümen'e bağlı Yamada Müfrezesi'nin 14.000'den fazla esiri ele geçirdiğine ilişkin Japon kaynakları vardır. Esirlerin serbest bırakıldığı veya bir isyan sırasında öldürüldüğü yolundaki savaş sonrası anlatılar, birlik mensuplarının günlükleri, mektupları ve diğer kayıtlarla çelişir. Wakabayashi'nin derlediği çalışmada Ono Kenji, buradaki esirlerin örgütlü biçimde öldürüldüğünü savunur. Bütün infazların tek bir genel emirden doğup doğmadığı tartışmalıdır. Iris Chang, Prens Asaka'nın karargâhından “bütün esirleri öldürün” emri çıktığı iddiasını öne çıkarır; emri kimin hazırladığı ve Asaka'nın doğrudan onayının bulunup bulunmadığı kesin değildir. Buna karşılık belirli alay ve tabur düzeyindeki emirlerin varlığı daha sağlam belgelerle gösterilebilir. Bu nedenle komuta sorumluluğunu değerlendirirken kanıtlanmış birlik emirleri ile üst komuta hakkındaki tartışmalı iddiaları ayırmak gerekir. Üniformalarını çıkararak Güvenlik Bölgesi'ne sığınan Çinli askerler, Japon ordusunun bölgeye baskınlar düzenlemesi için gerekçe oldu. Japon birlikleri genç ve yetişkin erkekleri vücutlarındaki miğfer, sırt çantası veya silah taşıma izlerine; saç biçimlerine; kıyafetlerinin uyumsuzluğuna ya da yalnızca yaşlarına bakarak asker sayabiliyordu. Bu kişiler çoğu zaman düzenli bir soruşturma veya askerî mahkeme olmaksızın götürülüp öldürüldü. Gerçekten üniformasını çıkarmış askerler arasında sivillerin de bulunduğu, Japon askerlerinin kendi günlüklerinde bile kabul edilir. Bu uygulama savaş hukuku açısından iki nedenle suçtu. Birincisi, teslim olmuş ya da artık direnmeyen askerler savaş esiri statüsünde korunmalıydı. İkincisi, sivil ile askeri ayırmak için güvenilir bir süreç kurulmadan toplu infaz yapılması sivillerin ölümünü kaçınılmaz hâle getirdi. 7. Alay'ın Güvenlik Bölgesi'ndeki tarama faaliyetleri sonucunda 6.670 kişinin öldürüldüğünü bildiren kayıtlar, bu uygulamanın ölçeğini gösterir. Şehrin düşmesinden sonra şiddet, esirlerin infazıyla sınırlı kalmadı. Japon askerleri evlere ve sığınaklara girerek erkekleri dışarı çıkardı; bazılarını asker oldukları şüphesiyle, bazılarını zorla çalıştırmak veya rehber olarak kullanmak üzere götürdü. Götürülenlerin önemli bir bölümü geri dönmedi. Minnie Vautrin'in Ginling'de hazırlattığı kayıtlarda, kayıp koca ve oğullar için 592 başvuru fişi düzenlenmişti; bunların 432'si yalnız 16 Aralık'ta götürülen kişilerle ilgiliydi. Bu kayıt bütün Nanking'i kapsamaz, fakat tek bir sığınak merkezinde ailelerin yaşadığı kaybın boyutunu gösterir. Sokakta öldürmeler, süngüleme, dayak ve askerlerin emirlerini anlamayan sivillere ateş açılması tanık günlüklerinde tekrar tekrar yer alır. İnsanların askerî personel olduğundan şüphelenilmesi, rastgele şiddeti meşrulaştıran geniş bir bahaneye dönüştü. Cinayetlerin bir kısmı yağmayla bağlantılıydı; ev sakinleri çıkarıldıktan veya öldürüldükten sonra para, yiyecek, yatak, giysi ve değerli eşyalar alınıyordu. Nanking Katliamı'nın ayırt edici özelliklerinden biri de cinsel şiddetin yaygınlığıdır. Kadınlar ve kız çocukları evlerinden, sokaklardan ve sığınaklardan zorla götürüldü; tecavüz, toplu tecavüz ve ardından öldürme olayları kaydedildi. Mağdurların toplumsal damgalanma korkusu, ailelerin olayları gizlemesi ve birçok kurbanın öldürülmesi nedeniyle kesin bir sayı çıkarmak mümkün değildir. Tokyo'daki Uluslararası Uzak Doğu Askerî Mahkemesi ilk ay için en az 20.000 tecavüz vakasından söz etti. Başka tahminler 20.000 ile 80.000 arasında değişir. Rakam ne olursa olsun, yabancı tanık günlükleri, Çinli kadınların anlatıları, hastane kayıtları, Japon askerî disiplin belgeleri ve Alman diplomatik raporları cinsel şiddetin sistematik ölçekte yaygınlaştığını gösterir. Japon 10. Ordusu'nun hukuk kayıtlarında tecavüzden mahkûm edilen askerler bulunması, askerî makamların olaylardan haberdar olduğunu; kayda geçen vakaların ise gerçek toplamın yalnız küçük bir bölümünü oluşturduğunu düşündürür. Ginling kampı bu tehlikeden kaçan kadınların başlıca sığınağıydı. Vautrin'in günlüğünde 15 Aralık boyunca korku içindeki kadınların kampa akın ettiği, evlerden genç kadınların götürüldüğüne ilişkin haberlerin geldiği anlatılır. 16 ve 17 Aralık kayıtları, kampın defalarca aranmasını, askerlerin kadınları seçmeye çalışmasını ve görevlilerin buna engel olmak için bina bina koşmasını aktarı