Karındeşen Jack (Londra, 1888)
Karındeşen Jack, 1888'de Londra'nın Whitechapel bölgesinde fahişeleri öldüren, kimliği hiçbir zaman tespit edilememiş seri katildir.
Sisler Altındaki Tiyatro: 1888 Whitechapel’inde Bir Cehennem Tablosu 1888 yılının Londra’sı, Kraliçe Victoria’nın tahttaki 51. yılında, Britanya İmparatorluğu’nun zirvesindeydi. Ancak bu zirve, üzerine inşa edildiği sefaleti gözlerden saklamakta ustaydı. Whitechapel semti, bu ihtişamlı madalyonun karanlık, çürümüş yüzüydü. Bölge, Thomas Hardy’nin romanlarından fırlamışçasına, insan ruhunu ezen bir labirentti. Yaklaşık bir mil karelik bu alana sıkışmış 78.000’i aşkın nüfusun önemli bir kısmı, Doğu Avrupa’dan, özellikle Rus İmparatorluğu’ndaki pogromlardan kaçan Yahudi göçmenlerden oluşuyordu. Bu ani ve yoğun göç, zaten kıt olan iş imkanlarını daha da daraltmış, yerel halkta yabancı düşmanlığını ve antisemitizmi körüklemişti. Daracık sokaklar, üst üste yığılmış evler, akan lağımın ve çürüyen at leşlerinin kokusuyla kaplıydı. Gaz lambalarının cılız ışığı, sisle birleşerek kesif bir karanlık yaratıyor, her köşe başı bir tehdit barındırıyordu. Bu karanlık, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki bir karanlıktı. Alkolizm, fuhuş ve şiddet, bu sefaletin doğal bir sonucu olarak hayatın sıradan bir parçasıydı. Bu ortamda, bir gecelik barınma bedeli olan 4 peniyi (bir "doss") dahi denkleştiremeyen yüzlerce kadın, sokakları mesken tutmuştu. Resmi olmayan rakamlara göre Whitechapel’de 1.200’ü aşkın kadın fuhuş yaparak hayatta kalmaya çalışıyordu. "Talihsizler" (unfortunates) olarak anılan bu kadınlar, Karındeşen Jack’in av sahasının yegane sakinleri değil, aynı zamanda Victoria dönemi ahlak anlayışının görmezden geldiği, toplum dışına itilmiş hayaletlerdi. Onların ölümü, başlangıçta basında ve kamuoyunda sadece "sıradan bir fahişe cinayeti" olarak geçiştirildi; ta ki işin rengi anlaşılana dek. Dehşetin Anatomisi: Kanonik Beşlinin Son Saatlerine Dair Detaylı Bir Kronoloji Cinayetlerin sadece korkunçluğu değil, aynı zamanda taşıdığı sembolizm ve katilin giderek artan cüreti, onları benzersiz kılar. 1. Mary Ann “Polly” Nichols (Ölüm: 31 Ağustos 1888): Polly Nichols, 43 yaşında, alkol bağımlılığı nedeniyle ailesi dağılmış, hayatı iniş çıkışlarla dolu bir kadındı. Öldürüldüğü gece, Buck’s Row’da yürürken en son saat 02:30’da bir arkadaşı tarafından görüldü. Arkadaşına, yatacak yer parasını çoktan içtiğini, ancak yakında para bulup "şık şapkasını" geri alacağını söylemişti. Yaklaşık bir saat sonra, bir araba sürücüsü onu yerde yatarken buldu. Başlangıçta bir muşamba örtüsü sandığı ceset, dehşetin başlangıcıydı. Adli Tıp Detayı: Doktor Llewellyn'in raporu, vahşetin planlı doğasını ortaya koyuyordu. Boğazdaki iki kesik o kadar derin ve güçlüydü ki, neredeyse omurlara ulaşmıştı. Asıl korkunç olan ise karın bölgesindeki yaraydı: Karnın sol alt kısmından başlayıp, göbek deliğinin hemen altından sağa doğru kıvrılan ve kasık kemiğine kadar inen, cerrahi olmayan ancak son derece kuvvetli, tek bir uzun bıçak darbesiyle açıldığı belli olan bir kesik. Yaranın derinliği ve çevresindeki çok sayıda küçük kesik, katilin bir an önce iç organlara ulaşma arzusunu gösteriyordu. Kanın büyük kısmı giysileri tarafından emilmişti, bu da saldırının yerde gerçekleştiğini ve katilin üzerine kan sıçramasını engellemek için giysileri ustalıkla kullandığını düşündürdü. 2. Annie Chapman (Ölüm: 8 Eylül 1888): "Karanlık Annie" lakaplı 47 yaşındaki Chapman, tıpkı Nichols gibi alkolizmle mücadele ediyor ve kronik bir akciğer hastalığı çekiyordu. Öldürülmeden saatler önce, yatacak yer parası olmadığı için bir mutfakta otururken görülmüş, biraz para bulmaya çalışacağını söylemişti. En son saat 05:30’da, 29 Hanbury Sokağı’nın önünde bir adamla konuşurken bir tanık tarafından duyuldu. Tanığın ifadesine göre adam, "Hayır, buraya gel" demişti. Yaklaşık yarım saat sonra, aynı adresin arka bahçesinde, bir işçi tarafından bulundu. Adli Tıp Detayı ve Korkunç Keşif: Dr. George Bagster Phillips’in otopsisi, katilin profilini netleştiren bir dönüm noktasıydı. Nichols cinayetindeki "vahşi saldırı" yerini "cerrahi müdahale" benzeri bir uygulamaya bırakmıştı. Chapman’ın başı, ense kısmından birkaç deri ve kas parçasıyla gövdeye tutunuyordu; katil, boğazı tamamen kesip başı koparmaya çalışmıştı. Karın duvarı üç ayrı flep halinde kesilmiş ve bağırsaklar dışarı çıkarılıp kurbanın sağ omzunun üzerine özenle yerleştirilmişti. Mide ve vajinanın üst kısmı da aynı şekilde omzunun üzerinde bulundu. En çarpıcı ve korkutucu detay ise, rahmin tamamen alınmış olmasıydı. Dr. Phillips, bu işlemin karanlık bir arka bahçede, sadece ay ışığında, en fazla 20-30 dakika içinde yapılmış olması gerektiğini ve katilin anatomi bilgisinin sıradan bir kasaplık bilgisinden çok daha öte olduğunu vurguladı. Ayrıca, cesedin ayaklarının dibinde bulunan bir deri parçası ve iki metal halka (olasılıkla eczacı şişesi halkaları), katilin burada bir an için durup eşyalarını düzenlediğine işaret ediyordu. Bu, onun soğukkanlılığının ve ortam üzerindeki hakimiyetinin ürkütücü bir kanıtıydı. 3. "Çifte Olay"ın İlk Perdesi: Elizabeth Stride (Ölüm: 30 Eylül 1888): "Uzun Liz" olarak bilinen 45 yaşındaki İsveç asıllı Elizabeth Stride, diğerlerine göre daha düzenli bir hayatı olan, temizlik işleriyle uğraşan bir kadındı. 30 Eylül gecesi, Dutfield’s Yard’ın karanlık girişinde bir adamla birlikteyken görüldü. Saat 01:00 civarında, bir seyyar satıcı at arabasıyla buraya girdiğinde cesedi buldu. Stride’ın boğazı, soldan sağa tek bir darbeyle kesilmiş, sol elinde bir paket nefes daraltıcı ilaç (kaşe) tutarken ölmüştü. Vücudunda başka hiçbir kesik yoktu, karnı deşilmemişti. Kesintiye Uğrayan Şeytan: Polisin ve araştırmacıların genel kanısı, katilin tam karın deşme işlemine başlayacağı sırada, seyyar satıcının at arabasıyla avluya girmesiyle bölündüğü yönündeydi. At arabasının tekerlek sesleri ve fenerinin ışığı, katili kaçmaya zorlamış, o da yarım kalan işinin öfkesiyle doğrudan bir sonraki kurbanını aramaya koyulmuştu. Stride’ın öldürülüş şekli, katilin boğaz kesme konusundaki ustalığını ve sessizce öldürme pratiğini teyit ediyordu. 4. "Çifte Olay"ın Kanlı Finali: Catherine Eddowes (Ölüm: 30 Eylül 1888) Elizabeth Stride’ın cesedinin bulunmasından sadece 45 dakika sonra, City of London polis bölgesinde devriye gezen PC Edward Watkins, saat 01:44’te Mitre Square’e girdi. Burası, üç ayrı sokaktan girilebilen, loş ve kuytu bir kareydi. Watkins, meydanın en karanlık köşesinde, bir kadının paramparça edilmiş cesediyle karşılaştı. Bu, 46 yaşındaki, neşeli ve zeki bir kadın olan Catherine Eddowes’tu. Aynı gece, sarhoşluktan dolayı bir polis karakolunda tutuklanmış ve tam cinayetten yarım saat önce, saat 01:00’de "iyiyim" diyerek serbest bırakılmıştı. Doğrudan Mitre Square’e yürümüş ve orada ölümle buluşmuştu. Öfkenin ve Sembolizmin Doruğu: Eddowes’un cinayeti, Karındeşen’in imzası haline gelen vahşetin en eksiksiz halidir. Katil, kesintiye uğramanın öfkesini adeta bu kadının bedeninde çıkarmıştı. Yüzündeki Yaralar: Ceset teşhis edilemeyecek haldeydi. Burun tamamen kesilmiş, her iki göz kapağı da yatay ve dikey olarak çentiklenmiş, her iki yanağa da ters V şeklinde derin oyuklar açılmış, kulak memesinden başlayan bir kesik dudağa kadar uzatılmıştı. Bu, sadece bir öldürme değil, kimliksizleştirme, insan suretini yok etme eylemiydi. Karın Deşme ve Organ Alımı: Karnı, göğüs kafesinden kasık kemiğine kadar tek bir darbeyle açılmış, bağırsaklar dışarı çıkarılıp sağ omzunun üzerine, dalak ise sol omzunun üzerine yerleştirilmişti. Sol böbrek ve rahim tamamen alınmış ve olay yerinden götürülmüştü. Doktor Frederick Gordon Brown, otopside böbreğin çıkarılmasının anatomik bilgi gerektiren hassas bir iş olduğunu, zira böbreği saran yağlı dokunun temizlenmesi ve ana damarların kesilmesi gerektiğini belirtti. Bu, katilin bir cerrah ya da en azından bir mezbaha işçisi olabileceği teorilerini güçlendirdi. Olay Yeri ve Kritik Deliller: Cinayetin hemen ardından, PC Alfred Long, yaklaşık yarım mil uzaktaki Goulston Caddesi’ndeki bir apartman girişinde, kana bulanmış bir kadın önlüğü parçası buldu. Önlüğün, Eddowes’a ait olduğu ve katilin ellerini ya da bıçağını silmek için kullandığı anlaşıldı. Hemen üstünde, duvara beyaz tebeşirle yazılmış bir cümle vardı: “The Juwes are the men that will not be blamed for nothing.” (Yahudiler, hiçbir şey için suçlanmayacak olan insanlardır.) Bu yazı, şehrin dinamitlenmesine hazır bir fitildi. Whitechapel’deki Yahudi karşıtı gerilim had safhadaydı. City Polis Müdürü Sir Charles Warren, şafak sökmeden bizzat olay yerine geldi ve bir pogromu (Yahudi karşıtı toplu linç ve yağma) tetikleme korkusuyla, yazının fotoğrafı çekilmeden derhal silinmesi emrini verdi. Bu karar, modern soruşturmacılığın en büyük hatalarından biri olarak kabul edilir; çünkü yazının el yazısı, boyutu ve tebeşirin cinsi gibi kanıtlar sonsuza dek kayboldu. 5. Şeytanın Şaheseri: Mary Jane Kelly (Ölüm: 9 Kasım 1888): Miller’s Court, 26 Dorset Street’in arka tarafına açılan, küçük ve izbe bir avluydu. Buradaki 13 numaralı tek göz oda, 25 yaşındaki Mary Jane Kelly’nin eviydi. Kelly, diğer kurbanlardan farklıydı; daha gençti, bazen bir genelevde çalışıyordu ve “Güzel Kelly” olarak anılıyordu. 9 Kasım sabahı saat 10:45’te, kirasını tahsil etmeye gelen Thomas Bowyer, Kelly’nin kapısını çaldı, cevap alamayınca da pencerenin kırık camından içeri uzandı ve perdeyi araladı. Gördüğü manzara karşısında dehşete kapıldı. Mahremiyetteki Mezbaha: Kelly, katilin ilk ve tek kapalı mekan cinayetiydi. Bu, ona istediği kadar zaman tanımış, onu tanıkların gözlerinden ve olası bir bölünme riskinden tamamen korumuştu. Sonuç, tam bir yıkım oldu. Sahne: Oda kan gölüne dönmüştü. Kelly’nin cesedi, yatakta sırtüstü yatıyordu. Yüzü, Eddowes’unkine benzer şekilde tanınmaz hale getirilmişti ancak çok daha sistematikti. Sistematik Parçalama: Göğüsleri ve karın tamamen açılmış, iç organlar sistematik bir şekilde çıkarılıp etrafa saçılmıştı. Rahim, böbrekler, göğüsler ve karaciğer yatağın ayak ucundaki komodinin üzerine dizilmişti. Bağırsaklar, yatağın sağ tarafına yığılmıştı. Kelly’nin kalbi ise kayıptı ve bir daha asla bulunamadı. Katilin kalbi alıp götürmesi, serinin en rahatsız edici ve kişisel eylemiydi; bu, bir tür zafer ganimeti veya ritüelin parçası olarak yorumlandı. Ateş: Odadaki şöminede, yakın zamanda yakılmış kadın kıyafetlerine ait kalıntılar bulundu. Bu, katilin kanlı giysilerini yakmak için ateşi kullanmış olabileceğini, bu sayede olay yerinden üzerine kan bulaşmadan rahatça ayrıldığını gösteriyordu. Kelly cinayeti, Karındeşen Jack’in kariyerinin zirvesi ve finaliydi. Bundan sonra, onun eli olduğu düşünülen başka bir cinayet yaşanmadı. Kaos Orkestrası: Mektuplar, Medya Savaşları ve Sahte İhbarlar Polisiye soruşturma sadece fiziksel delillerle değil, aynı zamanda medya ve halk tarafından yürütülen bir “kaos orkestrası” ile de mücadele etmek zorundaydı. Cinayetlerin ardından Scotland Yard ve Merkezi Haber Ajansı, “Karındeşen Jack” imzasını taşıyan yüzlerce mektubun bombardımanına tutuldu. Araştırmacılar, bunlardan biri hariç neredeyse tamamının sahte olduğuna inanır. “Sevgili Patron” Mektubu (27 Eylül): “Jack the Ripper” takma adını markalaştıran, kırmızı mürekkeple yazılmış bu mektupta katil, “bir sonraki işinde hanımefendinin kulaklarını kesip polise göndereceğini” söylüyordu. Bu mektup, Eddowes cinayetinden önce basına dağıtıldı ve dehşeti tüm ülkeye yaydı. Günümüzde neredeyse kesin olarak, olayı kızıştırmak isteyen bir gazeteci tarafından yazıldığı düşünülmektedir. “Deli Jack” Kartpostalı: Çifte Olay’dan hemen önce postaya verilen bu kartpostal, “çifte olay” ifadesini kullanıyordu. Eğer sahteyse, göndericinin medyum olması gerekirdi. Bu nedenle polis, kısa bir süre için bunun gerçek olabileceğine inandı. “Cehennemden” Mektubu ve Böbrek: Bu mektup, diğerlerinden tamamen farklı bir yerde durur. 16 Ekim 1888’de, Whitechapel Tetkik Komitesi Başkanı George Lusk’a gönderilen küçük bir kutu, yarısı yenmiş ya da kesilmiş bir insan böbreğini ve “Cehennemden” imzalı, dil bilgisi bozuk bir notu içeriyordu. Notta, “Sana bir böbrek gönderiyorum, onu bir kadından kestim… diğer yarısını kızartıp yedim, çok lezzetliydi” yazıyordu. Bu böbreğin Cat