Jeremy Bentham ve Faydacılık
Faydacılık, bir eylemin ahlaki doğruluğunu, o eylemin mümkün olan en fazla sayıda insan için en büyük mutluluğu (veya faydayı) üretip üretmediğine göre değerlendiren etik teoridir.
Giriş: Ahlakın Matematiği ya da "En Büyük Mutluluk" Faydacılık (Utilitarianism), ahlaki eylemlerin doğruluğunu veya yanlışlığını, ürettikleri sonuçlara, özellikle de insan mutluluğu ve acısı üzerindeki etkilerine göre değerlendiren sonuçsalcı (consequentialist) bir ahlak teorisidir. Bu teorinin temel ilkesi, "en büyük sayıda insanın en büyük mutluluğu" (the greatest happiness of the greatest number) formülüyle özetlenir. Bu ilke, ilk bakışta son derece basit ve sezgisel görünür: Bir eylem, eğer acıdan çok haz üretiyorsa doğrudur; hazdan çok acı üretiyorsa yanlıştır. Ancak bu basitliğin altında, insan doğasına, psikolojiye, hukuka, ekonomiye ve siyasete dair son derece kapsamlı, radikal ve devrimci bir sistem yatar. Faydacılık, ahlakı Tanrı'nın emirlerine, soyut ahlaki sezgilere, doğal hukuk doktrinlerine veya kadim geleneklere dayandıran tüm geleneksel ahlak anlayışlarına karşı bir isyandır. O, ahlakın nihai standardını bu dünyaya, insanın somut deneyimine –haz ve acı kapasitesine– indirger. Bu yönüyle faydacılık, Aydınlanma'nın seküler, rasyonalist ve ampirik ruhunun en saf ifadelerinden biridir. Francis Hutcheson, David Hume ve Claude-Adrien Helvétius gibi düşünürlerin hazırladığı zeminde yükselen bu akım, Jeremy Bentham'ın elinde sistematik ve militan bir doktrine, John Stuart Mill'in elinde ise incelikli, insani ve liberal bir felsefeye dönüşmüştür. Bu anlatı, bu iki büyük düşünürün hayatlarını ve eserlerini merkeze alarak, faydacılığın doğuşunu, gelişimini ve kalıcı mirasını inceleyecektir. 1. Bölüm: Tarihsel ve Fikrî Arka Plan – Aydınlanma Çağı'nda Mutluluk Arayışı Faydacılığın doğuşu, 18. yüzyıl Avrupa'sına hâkim olan Aydınlanma düşüncesinin genel atmosferi olmadan anlaşılamaz. Aydınlanma, geleneğin, otoritenin ve vahyin yerine aklı, deneyimi ve eleştirel sorgulamayı geçirme projesiydi. Bu projenin ahlak felsefesindeki yansıması, ahlakın temelini dinî dogmalardan ve soyut metafizik sistemlerden kurtararak, insan doğasının evrensel ve gözlemlenebilir gerçeklerine dayandırma çabası oldu. Bu çabanın en önemli öncülerinden biri, İskoç Aydınlanması'nın önde gelen isimlerinden Francis Hutcheson'dır (1694-1746). Hutcheson, insan doğasında doğuştan gelen bir "ahlak duyusu" (moral sense) olduğunu ve bu duyunun bizi, başkalarının mutluluğundan haz almaya ve onların acısından rahatsızlık duymaya yönelttiğini savundu. Daha da önemlisi, ahlaki eylemleri değerlendirmek için matematiksel bir formül öneren ilk düşünürlerden biriydi: "En iyi eylem, en büyük sayıda insana en büyük mutluluğu sağlayan eylemdir." Bu formül, faydacılığın daha sonraki sloganının doğrudan habercisiydi. Bir diğer büyük öncü, İskoç filozof David Hume'dur (1711-1776). Hume, ahlakın temelinde aklın değil, duyguların (sempati, haz, acı) yattığını savundu. Ona göre akıl, tutkuların kölesidir; bize sadece belirli bir amaca ulaşmak için en iyi araçları gösterir, ancak amaçları belirleyen şey duygularımızdır. Hume'un faydacı düşünceye en büyük katkısı, "fayda" (utility) kavramını ahlak felsefesinin merkezine yerleştirmesidir. Ahlakın İlkeleri Üzerine Bir Soruşturma (1751) adlı eserinde, adalet, mülkiyet, sadakat gibi erdemlerin nihai olarak toplumsal faydaya, yani insanların ortak çıkarına ve mutluluğuna hizmet ettikleri için değerli olduklarını göstermeye çalıştı. Kıta Avrupası'nda ise, özellikle Fransa'da, Claude-Adrien Helvétius (1715-1771), faydacı düşüncenin daha radikal ve materyalist bir versiyonunu geliştirdi. Helvétius, insanın tüm eylemlerinin nihai güdüsünün kişisel çıkar (self-interest) olduğunu ve haz peşinde koşup acıdan kaçınmanın insan doğasının değişmez yasaları olduğunu savundu. Ona göre, iyi bir toplum ve iyi bir hukuk sistemi, bireylerin kişisel çıkarlarını toplumsal çıkarla uyumlu hale getirmeyi başaran sistemdir. Bu, yasamanın (legislation) mutluluk bilimi olarak görülmesinin başlangıcıydı. İşte bu entelektüel miras, Jeremy Bentham tarafından devralınacak ve sistematik, kapsamlı ve militan bir felsefi harekete dönüştürülecekti. 2. Bölüm: Jeremy Bentham – Faydacılığın Kurucusu ve Sistem Mimarı (1748-1832) Jeremy Bentham, faydacılığın kurucu babası, enerjik peygamberi ve yorulmak bilmez sistem mimarıdır. O, bu felsefeye adını vermiş, temel ilkelerini formüle etmiş ve onu hukuktan ceza reformuna, eğitimden hayvan haklarına kadar hayatın neredeyse her alanına uygulamaya çalışmıştır. Eksantrik kişiliği, keskin zekâsı ve sarsılmaz inancıyla Bentham, faydacılığı bir ahlak teorisinden çok, bir yaşam misyonu, bir reform programı ve bir entelektüel hareket haline getirmiştir. 2.1. Bir Dâhinin Oluşumu: Çocukluk, Eğitim ve Erken Kariyer: Jeremy Bentham, 15 Şubat 1748'de Londra'da, varlıklı bir hukukçu ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha çocukluğunda olağanüstü bir zekâ gösterdi; üç yaşında Latince öğrenmeye başladı, dört yaşında İngilizce ve Latince gramer kitapları okuyordu. Babası, onun "dünyanın en büyük avukatı" olmasını hayal ediyordu. Henüz on iki yaşındayken Oxford'daki Queen's College'a girdi; bu, bir çocuk için bile olağanüstü sayılabilecek bir başarıydı. On beş yaşında mezun oldu ve babasının arzusuyla hukuk eğitimi almak üzere Lincoln's Inn'e kaydoldu. Ancak hukuk eğitimi, Bentham'da beklenenin tam tersi bir etki yarattı. İngiliz hukuk sisteminin, emsal kararlar (precedent) üzerine kurulu, kaotik, tutarsız ve çoğu zaman adaletsiz yapısı, onun sistematik ve rasyonel zihnini derin bir hayal kırıklığına uğrattı. En büyük şoku, ünlü hukukçu Sir William Blackstone'un Oxford'da verdiği derslerde yaşadı. Blackstone, İngiltere Kanunları Üzerine Şerhler adlı eseriyle, mevcut İngiliz hukuk sistemini (common law) savunuyor ve onu neredeyse kutsallaştırıyordu. Bentham ise, Blackstone'un her argümanında bir safsata, her savunusunda bir çelişki buluyordu. Daha sonra hatıralarında, Blackstone'u dinlerken, "İnsanlığın mutluluğu için bir sistem kurmak" arzusunun ilk kez o zaman zihninde belirdiğini yazacaktı. Bu deneyim, Bentham'ı hukuk kariyerinden soğuttu. Avukatlık yapmak yerine, hukukun kendisini reforme etmeye, yani bozuk, irrasyonel ve zalim olduğuna inandığı İngiliz hukuk sistemini tepeden tırnağa yeniden inşa etmeye karar verdi. Bu, hayatının geri kalanını adayacağı büyük projesinin başlangıcıydı. 2.2. Damaskus Yolu: Ahlak ve Yasama İlkelerine Giriş (1789): Bentham'ın faydacı sisteminin temel ilkelerini formüle ettiği ve onu bir düşünce okulu olarak kurduğu başyapıtı, 1789'da yayınlanan Ahlak ve Yasama İlkelerine Giriş 'tir (An Introduction to the Principles of Morals and Legislation). Kitabın daha ilk sayfalarında, faydacılığın temel aksiyomu tüm açıklığı ve keskinliğiyle ilan edilir: "Doğa, insanlığı iki egemen efendinin yönetimi altına yerleştirmiştir: acı ve haz. Ne yapmamız gerektiğini belirleyecek olan, sadece bunlardır. Bir yanda doğru ve yanlışın standardı, diğer yanda neden ve sonuç zinciri, bu iki efendinin tahtına bağlıdır." Bu cümle, Batı ahlak felsefesinde bir devrimdir. Bentham, ahlakın nihai standardının ne Tanrı'nın iradesi, ne soyut bir "doğal hukuk", ne de insanın içindeki gizemli bir "ahlak duyusu" olduğunu söyler. Ahlakın standardı, somut, ölçülebilir ve evrensel olan iki deneyimdir: haz ve acı. Peki, bu standarda göre bir eylemin doğruluğu veya yanlışlığı nasıl belirlenecektir? Cevap, fayda ilkesidir (principle of utility): "Fayda ilkesi ile kastedilen, herhangi bir eylemi, o eylemin söz konusu kişinin veya topluluğun mutluluğunu artırma ya da azaltma eğilimine göre onaylayan veya reddeden ilkedir." Bu ilkenin iki boyutu vardır: Bireysel düzeyde, bir eylem, bireyin kendi mutluluğunu ne kadar artırdığına göre değerlendirilir. Toplumsal düzeyde ise, bir eylem veya yasa, "en büyük sayıda insanın en büyük mutluluğu"nu ne kadar sağladığına göre değerlendirilir. Bentham, bu formülü İngiliz düşünür Joseph Priestley'in bir eserinde bulmuş ve onu faydacılığın sloganı haline getirmiştir. Bentham, ahlaki yargıları keyfi veya sezgisel olmaktan çıkarıp bilimsel bir temele oturtmak için, haz ve acıları niceliksel olarak hesaplamaya yarayan bir yöntem geliştirdi: Hazcı Hesap (Felicific Calculus). Bir eylemden kaynaklanan haz veya acı miktarını değerlendirirken yedi ölçütün dikkate alınması gerektiğini söyledi: Yoğunluk: Haz veya acı ne kadar güçlü? Süre: Ne kadar sürecek? Kesinlik: Gerçekleşme olasılığı ne kadar yüksek? Yakınlık: Ne kadar yakın bir zamanda gerçekleşecek? Verimlilik: Aynı türden başka hazlar üretme ihtimali var mı? (Hazzın ardından daha fazla haz gelme ihtimali.) Saflık: Ardından acı getirme ihtimali var mı? (Hazzın ters etki yapma ihtimali.) Kapsam: Kaç kişiyi etkileyecek? Bu yedi ölçüt kullanılarak, herhangi bir eylemin üreteceği toplam haz ve acı miktarı teorik olarak hesaplanabilir ve farklı eylem seçenekleri arasında rasyonel bir karşılaştırma yapılabilirdi. Bentham, bu yöntemle ahlakı bir tür "mutluluk mühendisliği"ne dönüştürmeyi amaçlıyordu. Ona göre, tıpkı bir mühendisin bir köprünün taşıyacağı yükü hesaplaması gibi, bir yasa koyucu da çıkaracağı bir yasanın toplam mutluluk üzerindeki etkisini hesaplayabilirdi. 2.3. Bentham'ın Hukuk ve Ceza Reformu Projesi: Bentham için faydacılık, soyut bir ahlak teorisinden çok, öncelikle bir hukuk ve yasama reformu aracıydı. Onun asıl sorusu şuydu: "Yasalar, insan doğasının bu temel gerçeğine (haz peşinde koşup acıdan kaçınma) göre nasıl tasarlanmalıdır?" Cevabı şuydu: Ceza hukukunun amacı, intikam almak veya soyut bir "adalet"i sağlamak değil, sadece ve sadece gelecekteki suçları caydırmaktır. Bentham, suç ve ceza arasında rasyonel bir orantı kurulması gerektiğini savundu. Ceza, suçun verdiği zarardan daha fazla acı üretmemeli; ancak suç işlemeyi düşünen bir kişinin "hazcı hesabı"nı, suçtan elde edeceği hazzın cezanın acısından daha az olduğuna ikna edecek kadar da kesin ve ağır olmalıydı. Bu, modern caydırıcılık teorisinin temelidir. Bentham'ın en ünlü ve en radikal reform projelerinden biri, Panopticon adını verdiği hapishane tasarımıdır. Panopticon, dairesel bir bina olup, hücreler dairenin çeperinde, gardiyanların bulunduğu gözetleme kulesi ise merkezde yer alır. Mahkûmlar, kendilerini her an gözetleniyor olarak hissedecekleri şekilde konumlandırılırlar; ancak gardiyanı asla göremezler. Bu durum, mahkûmun zihninde, sürekli bir gözetlenme hissi yaratarak, disipline edici gücün içselleştirilmesini sağlar. Bentham, bu tasarımın sadece hapishaneler için değil, okullar, hastaneler, fabrikalar ve hatta yoksul evleri için de kullanılabileceğini, böylece tüm toplumun daha verimli ve disiplinli hale getirilebileceğini düşünüyordu. Michel Foucault'nun 20. yüzyılda yapacağı ünlü analizde, Panopticon, modern gözetim ve disiplin toplumlarının en çarpıcı metaforu haline gelmiştir. 2.4. Kişiliği, Yaşam Tarzı ve "Faydacı Kilise": Bentham, hayatını tamamen entelektüel çalışmaya adamış, münzevi ve eksantrik bir figürdü. Londra'daki evi (Queen's Square Place), adeta bir felsefe laboratuvarı ve reform merkeziydi. Günde sekiz ila on saatini yazarak geçirir, odasında sürekli olarak bir tepsi haşlanmış yumurta, elma ve ekmek bulundurur, yemek için zaman kaybetmemeye çalışırdı. "Dapple" adını verdiği bir baston ve "Bib" adını verdiği bir kedi, onun en yakın arkadaşlarıydı. Bentham'ın İngiliz hukuk sistemine yönelik eleştirisi o kadar radikaldi ki, eserlerinin çoğu İngiltere'den ziyade Fransa'da, İspanya'da ve Latin Amerika'da yankı buldu. 1792'de Fransız Devrimi tarafından "Fransız Cumhuriyeti'nin Onursal Yurttaşı" ilan edildi. Dünyanın dört bir yanından reformcular, hukukçular ve devlet adamları, onun fikrini almak için mektuplar yazıyor veya evini ziyaret ediyordu. Bentham, ölümünden sonra da faydacılığa hizmet etmeye devam etti. Vasiyeti gereği, cesedi tıp öğrencileri için anatomi dersinde kullanıldı (o dönemde bu, dinî nedenlerle büyük bir tabuydu ve Bentham'ın sekülerizminin bir ifadesiydi). Ardından, iskeleti monte edildi, başı mumyalanarak balmumu bir kafa ile değiştirildi (gerçek kafa, öğrenciler tarafından çalınma tehlikesine karşı ayrı bir yerde saklandı) ve her zamanki kıyafetleri giydirilmiş bedeni, "Auto-Icon" (Öz-Suret) adıyla, bu