İlyada: Akhilleus’un Öfkesi
İlyada, Truva Savaşı'nı ve Aşil'in öfkesini anlatan Homeros destanıdır.
Bölüm 1: Onur Kırıklığı ve Geri Çekiliş Agamemnon’un çadırına, Apollon’un rahibi Khryses gelir. Kızı Khryseis’i Akhalar bir akında kaçırıp Agamemnon’a savaş ganimeti olarak vermişlerdir. Rahip, kızını geri almak için zengin fidye teklif eder, ancak başkomutan Agamemnon onu kaba bir şekilde reddeder ve kovar. Kalbi kırık rahibin yakarışı üzerine tanrı Apollon, Akha kampına ölümcül bir veba salgını gönderir. Dokuz gün boyunca cenaze ateşleri sönmez. Onuncu gün, Akhilleus bir ordu toplantısı çağrısı yapar. Kâhin Kalkhas, felaketin sebebinin Agamemnon’un rahibe yaptığı saygısızlık olduğunu ve kızın fidyesiz geri verilmesi gerektiğini söyler. Agamemnon öfkeyle kabul eder, ancak otoritesinin sarsılmasına dayanamaz; onur payını (geras) kaybettiği için, Akhilleus’un savaş ganimeti olan Briseis’i kendi payına düşeni almak üzere zorla el koyacağını ilan eder. Bu, Akhilleus için dayanılmaz bir aşağılamadır. Kılıcını çekip Agamemnon’u öldürmeyi düşünürken, yalnızca onun görebildiği tanrıça Athena tarafından durdurulur. Akhilleus, savaştan ve Agamemnon’un emrinden tamamen çekileceğine, ordunun kendisine ne kadar ihtiyacı olduğunu anlayacağı güne kadar kılını bile kıpırdatmayacağına dair büyük bir yemin eder Kalbini dökmek için deniz kenarına gider ve deniz tanrıçası olan annesi Thetis’e ağlar. Thetis, oğlunun onurunun çiğnenmesinin acısını dindirmek için Olympos’a, Zeus’un yanına gider. Zeus’a diz çöküp, oğlu hak ettiği onuru geri alana kadar Troyalılara zafer bahşetmesi için yalvarır. Zeus, karısı Hera’nın Troyalılara olan nefretini bilmesine rağmen bu dileği başını sallayarak kabul eder. Akhilleus ve adamları (Myrmidonlar) gemilerinin yanında, savaşa tamamen kayıtsız bir şekilde beklemeye başlar. Bölüm 2: Akhilleus’suz Savaş ve Hektor’un Yükselişi Zeus’un planı devreye girer. Agamemnon’a yalancı bir rüya göndererek zaferin yakın olduğunu fısıldar. Akhilleus’un yokluğunun verdiği güvenle Agamemnon, orduyu büyük bir saldırıya hazırlar. Ancak iki ordu karşı karşıya geldiğinde, savaşın bir an önce bitmesi için bir teklif gelir: Savaşın asıl sebebi olan Menelaos ile Paris bire bir dövüşecektir. Menelaos, Paris’i kolayca alt eder, ancak tanrıça Afrodit araya girerek Paris’i bir sis bulutu içinde kaçırıp Helena’nın yanındaki güvenli yatağına bırakır. Ateşkes bozulur, savaş yeniden başlar. Truva’nın en büyük savaşçısı Hektor, şehre dönüp annesi Hekabe ve karısı Andromakhe ile vedalaşır. Bu dokunaklı sahnede, kucağına almaya çalıştığı bebek oğlu Astyanaks, babasının miğferinin at kılı sorgucundan korkup ağlar. Hektor, kaderi ne olursa olsun şehrini savunmanın onurlu bir görev olduğunu bilerek savaşa geri döner. Hektor, devasa cüssesi ve cesaretiyle savaş alanında fırtına gibi eser. Akhaları gemilerine kadar püskürtür ve neredeyse gemileri ateşe vermek üzeredir. Akhilleus’un yokluğunda Akhaların en güçlü savaşçıları Diomedes, Aias (Ajax) ve hatta Agamemnon bile ağır yaralar alır. Durum umutsuzdur. Akhilleus’un en yakın dostu ve belki de tek sevdiği insan olan Patroklos, gözyaşları içinde Akhilleus’a yalvarır: Yunan ordusu yok olmanın eşiğindedir. Ya kendisi savaşa dönsün ya da en azından onun silahlarını kuşanıp Myrmidonları savaşa sürmesine izin versin. Akhilleus, öfkesinde hâlâ katı olsa da dostunun kederine dayanamaz ve isteksizce kabul eder. Ancak Patroklos’u sıkı sıkı tembihler: “Sadece gemilerin ateşe verilmesini engelle, Troyalıları püskürt ve geri dön. Sakın surlara saldırma!” Bölüm 3: Patroklos’un Ölümü ve Öfkenin Dönüşümü Akhilleus’un silahlarını kuşanan Patroklos, Troyalıların onu Akhilleus sandığı bir yanılsamayla savaş alanına dalar. Troyalılar panik içinde kaçışır. Patroklos, savaşın sarhoşluğu ve kendi gücünün verdiği coşkuyla Akhilleus’un uyarısını unutur. Troyalıları Truva’nın surlarına kadar kovalar. Hatta surlara tırmanmaya çalışır, ancak tanrı Apollon tarafından geri püskürtülür. İşte tam bu anda kaderiyle yüzleşir. Tanrı Apollon onu sersemletir, arkasından bir Truvalı asker mızrağıyla vurur ve nihayet, savaş meydanının en büyük rakibi Hektor, mızrağını Patroklos’un karnına saplayarak onu öldürür. Ölmeden önce Patroklos’un son sözleri, Hektor’a Akhilleus’un elinden öleceğini haber vermek olur. Hektor, Akhilleus’un silahlarını Patroklos’un cesedinden sıyırıp alır. Patroklos’un ölüm haberi Akhilleus’a ulaştığında, tarifsiz bir acı ve suçluluk duygusuna kapılır. Yerlere kapanır, saçını başını yolar, toprağı avuçlar. Bu kez farklı, daha karanlık bir öfkeyle dolar. Annesi Thetis’in yanına gider ve ölümlü olduğu için onuruna yapılan hakaretten daha büyük bir gerçeği kavradığını söyler: En sevdiği insanı koruyamamıştır. Artık tek amacı Hektor’u öldürmektir, kendi ölümünün de hemen ardından geleceğini bilse bile. Thetis, oğlunun yeni bir zırhı olması için topal demirci tanrı Hephaistos’a gider. Hephaistos, üzerinde dünyanın, gökyüzünün, savaşın ve barışın tasvir edildiği, ilahi güzellikte bir kalkan ve zırh döver. Bölüm 4: Akhilleus’un İntikamı ve Hektor’un Sonu Yeni ve ilahi silahlarını kuşanan Akhilleus, Agamemnon’a giderek öfkelerini bir kenara bıraktığını ilan eder. Barışırlar. Akhilleus savaş alanına çıktığında adeta bir doğa felaketi gibidir; önüne çıkan herkesi biçerek bir nehrin yatağını cesetlerle doldurur. Nehir tanrıçası Skamandros, Akhilleus’un bu aşırı şiddetine öfkelenir ve onu sularıyla boğmaya çalışır, ancak Hephaistos’un gönderdiği ateşle durdurulur. Kaçan Troyalılar surların içine sığınır, ancak Hektor, kaderinin bu olduğunu bilerek utanç ve görev duygusuyla surların dışında kalır ve Akhilleus’u bekler. Ancak Akhilleus’u karşısında görünce, ölümlü bir insanın tüm korkusunu yaşar ve kaçmaya başlar. İkisi, Truva surlarının etrafında üç kez döner. Bu amansız kovalamacayı Zeus’un terazisinde Hektor’un kader kefesinin ağır basmasıyla tanrılar belirler. Tanrıça Athena, Hektor’un kardeşi Deiphobos’un kılığına girerek onu durmaya ve birlikte savaşmaya ikna eder. Hektor durup dövüşmeyi kabul eder, ancak yardım isteyeceği anda kardeşinin bir yanılsama olduğunu anlar. Son düello başlar. Hektor, Akhilleus’un tanrı yapımı zırhındaki tek zayıf noktayı, köprücük kemiğinin yanındaki boğazını hedef alarak mızrağını fırlatır, ancak boşa gider. Akhilleus, Hektor’un kendi eski zırhını giydiği için zayıf noktaları bilmektedir. Hektor’un son bir hamleyle çektiği kılıcına aldırmadan mızrağını onun boğazına saplar. Ölürken Hektor, Akhilleus’a cesedini köpeklere atmaması, ailesine geri vermesi için yalvarır. Akhilleus’un cevabı buz gibidir: “Patroklos’un cesedini parçalasalar umurumda olmazdı diyemediğin için, benden merhamet bekleme.” Hektor’un cesedini arabasının arkasına bağlayıp Akha kampına sürükler, Troyalıların ve özellikle Hektor’un ailesinin surlardan yükselen feryatları arasında. Patroklos için görkemli cenaze oyunları düzenler, ancak kederi dinmez. On iki gün boyunca her sabah Hektor’un cesedini Patroklos’un mezarının etrafında sürükler. Sonunda tanrılar bu insanlık dışı duruma müdahale eder. Bölüm 5: Merhamet ve İnsanlığa Dönüş Zeus, Thetis’i Akhilleus’a göndererek tanrıların öfkelendiğini ve cesedi fidye karşılığında geri vermesi gerektiğini bildirir. Aynı gece, Truva Kralı Priamos, tanrı Hermes’in rehberliğinde, içi hazinelerle dolu bir arabayla tek başına düşman kampına, Akhilleus’un çadırına gelir. Yaşlı kral, oğlunu öldüren adamın ellerine kapanıp dizlerini öper ve yürek parçalayıcı bir yakarışta bulunur: “Kendi baban Peleus’u düşün, benim gibi yaşlı ve çaresiz. Ama ben ondan daha talihsizim, çünkü oğlumu öldüren adamın ellerini öpmeye katlanıyorum.” Bu sözler, Akhilleus’un taşlaşmış kalbinde bir çatlak açar. Kendi babasını ve bir gün onun da aynı acıyı çekeceğini düşünür. İkisi birlikte, farklı sebeplerle de olsa, aynı derin kederle ağlarlar. Akhilleus, Hektor’un naaşını güzelce yıkatıp giydirir ve Priamos’a teslim eder. Hatta Priamos’un oğlunun cenaze törenini yapabilmesi için on bir günlük bir ateşkes sözü verir. İlyada, Hektor’un Truva’daki görkemli cenaze töreniyle sona erer. Destan, Akhilleus’un öfkesiyle başlamış, bu öfkenin en karanlık noktalarında dolaşmış ve nihayetinde ortak insanlık durumunu fark edişle, merhametle son bulmuştur. Truva’nın düşüşü veya Akhilleus’un ölümü bu destanda anlatılmaz.